Şu anki zaman dilimimize paralel başka bir dünyada, yenidünya istilacılarının daha ayak basmamış olduğu ve bilge ağaçların her tarafı kapladığı, varlığından bihaber olduğumuz bir köyde Atropa Belladona adında bir kız bebeği dünyaya gelmiş. Köyün kahini daha Atropa dünyaya gelmeden beş dakika önce çığlık ata ata çadırından fırlayıp;
"Sonumuz geldi! Bu doğacak olan çocuk bir zehir gibi bizi yavaş yavaş öldürecek, köyümüzün ve daha bir çoğunun sonunu getirecek!"
diye ciyaklayıp kendini ormanın derinliklerine atmış. Hal bu ya, ne yazık ki köyün bu felaket tellalı ve de çığırtkan kahinini bir daha gören olmamış.
Atropa'nın doğumu pek bir kolay olmuş ve annesi bu güzel bebeği görünce onun felaketten çok bir mucize olduğunu hemen anlayıvermiş.
Kızın gözleri, derinizi delip ruhunuza ulaşırcasına mor renkteymiş.
Köy yaşamı huzurlu ve sakindir derler. Bu sakinlikte Atropa, kimseler anlamadan hemencecik büyüyüvermiş. Fakat kız büyüdükçe daha çok rüya görür olmuş ve işin ilginç tarafı, kızın gördüğü rüyalar kısmen gerçek oluyormuş.
Mesela Atropa, bir gece ansızın uykusundan uyanınca annesine;
"Anne az önce çok tuhaf bir rüya gördüm. Rüyamda yaşlı San Piedro'nun o çok sevdiği papağanı ölüyordu ve zavallı hayvancağızın bana ölmeden önce söylediği son laf -Her kaybediş bir seçimdir Atropa- oldu."
demiş ve sonra da şunları eklemiş;
"Ayrıca bambaşka yerler de gördüm anne, öyle yerler ki, etrafı göğü delen ağaçlarla değil de aynı yükseklikte taş yapılarla çevriliydi. İşin ilginci, insanlar bu taş yapıların içinde yaşıyorlardı."
Ertesi gün yaşlı San Piedro'nun çok sevgili papağanı ölünce Atropa'nın annesi, kızını köyün şamanına götürmeye karar vermiş.
Şaman, sevecen ama tuhaf bir adammış. Bir kere bedeni ayı postunu andırırcasına kıllarla kaplıymış ve çadırı her daim yanan tütsüler ile insana tarif etmesi güç duyguları çağrıştıran kokularla doluymuş.
Şaman, kızın gözlerine bakınca hemen ondaki yeteneği tanımış ve seneler önce köyden kaçan şarlatan kahinden sonra gerçek bir kahin bulduğuna pek bir sevinmiş.
Fakat yetenek bir yana gerçek bir kahin olmak için müstakbel kahinin taa uçan kayaya gidip, havada asılı duran bu kayanın altındaki bitkinin meyvesinden bir tane yiyip, geceyi de o kayanın altında geçirmesi gerekiyormuş. Fakat yaşlıların anlattığına göre kahin; eğer kahinliğini hak etmiyorsa yediği meyve müstakbel kahinin sonu oluyormuş.
Atropa bütün riskleri göze alıp uçan kayaya gitmeyi kabul etmiş.
Yol, hatırı sayılır derecede uzun ve türlü yırtıcı hayvanlarla doluymuş. Ama Atropa, geceden önce uçan kayaya varmayı başarabilmiş.
Gelin görün ki, Atropa bu havada asılı duran kayanın yanına vardığında ne görsün; beklediğinin aksine kayanın altında meyvelerle dolu bir bitki yerine daha yeni filizlenmekte olan körpecik bir başka bitki varmış.
Ama Atropa kararlı olduğu kadar inatçı da bir kızmış ve her ne olursa olsun, bu bitki burada büyüyüp de meyve verene kadar onu bekleyecekmiş.
Ve öyle de yapmış. Fakat gizemli bitki ne kadar büyüsede meyve vermiyormuş. Sadece yeşil ve geniş yapraklar varmış ama meyve falan yokmuş ortada.
Ormandaki ruhlar o bilge ağaçların gölgesinde hep Atropa'yı izliyorlarmış.
Aradan çok uzun zaman geçmiş.
Bir gün Atropa, havada asılı duran kayanın dibinde uykuya daldığında rüyasında artık insanların birbiri ile savaşmadığı, didişmediği ve de birbirlerinin canlarını yakmadığı başka bir dünya görmüş.
Ve anlamış ki yazgısı kahinlik değil, en büyük öngörüsü ise bu...
Çok sevgili Atropa Belladona o rüyadan hiç uyanmamış. Gördüğü bu kehanet ise, onunkine paralel bambaşka bir dünyada gerçek olmuş.
Atropa'yı uzun zamandır gözleyen ormanın ruhları ise bu genç kızın bitkiye olan inancını takdir edip, onu bitkinin meyvesi yapmışlar.
Günümüzde hala Atropa'nın gözlerinin o gizemli güzelliğini düşleyen kadınlar, Güzelavratotu olarak da bilinen bu bitkiden yapılma bir karışımı gözlerine damlatırlar. Ve başka bir efsaneye göre de; pek çok insan, kahinliğe soyunup dünyaya Atropa'nın gözlerinden bakmak dileğiyle bu bitkinin meyvesinden yiyip, bilge ağaçların gölgesinde yaşayan ruhlar tarafınca hiç bitmeyen kabuslar görmek üzere lanetlenmişlerdir.
"Sonumuz geldi! Bu doğacak olan çocuk bir zehir gibi bizi yavaş yavaş öldürecek, köyümüzün ve daha bir çoğunun sonunu getirecek!"
diye ciyaklayıp kendini ormanın derinliklerine atmış. Hal bu ya, ne yazık ki köyün bu felaket tellalı ve de çığırtkan kahinini bir daha gören olmamış.
Atropa'nın doğumu pek bir kolay olmuş ve annesi bu güzel bebeği görünce onun felaketten çok bir mucize olduğunu hemen anlayıvermiş.
Kızın gözleri, derinizi delip ruhunuza ulaşırcasına mor renkteymiş.
Köy yaşamı huzurlu ve sakindir derler. Bu sakinlikte Atropa, kimseler anlamadan hemencecik büyüyüvermiş. Fakat kız büyüdükçe daha çok rüya görür olmuş ve işin ilginç tarafı, kızın gördüğü rüyalar kısmen gerçek oluyormuş.
Mesela Atropa, bir gece ansızın uykusundan uyanınca annesine;
"Anne az önce çok tuhaf bir rüya gördüm. Rüyamda yaşlı San Piedro'nun o çok sevdiği papağanı ölüyordu ve zavallı hayvancağızın bana ölmeden önce söylediği son laf -Her kaybediş bir seçimdir Atropa- oldu."
demiş ve sonra da şunları eklemiş;
"Ayrıca bambaşka yerler de gördüm anne, öyle yerler ki, etrafı göğü delen ağaçlarla değil de aynı yükseklikte taş yapılarla çevriliydi. İşin ilginci, insanlar bu taş yapıların içinde yaşıyorlardı."
Ertesi gün yaşlı San Piedro'nun çok sevgili papağanı ölünce Atropa'nın annesi, kızını köyün şamanına götürmeye karar vermiş.
Şaman, sevecen ama tuhaf bir adammış. Bir kere bedeni ayı postunu andırırcasına kıllarla kaplıymış ve çadırı her daim yanan tütsüler ile insana tarif etmesi güç duyguları çağrıştıran kokularla doluymuş.
Şaman, kızın gözlerine bakınca hemen ondaki yeteneği tanımış ve seneler önce köyden kaçan şarlatan kahinden sonra gerçek bir kahin bulduğuna pek bir sevinmiş.
Fakat yetenek bir yana gerçek bir kahin olmak için müstakbel kahinin taa uçan kayaya gidip, havada asılı duran bu kayanın altındaki bitkinin meyvesinden bir tane yiyip, geceyi de o kayanın altında geçirmesi gerekiyormuş. Fakat yaşlıların anlattığına göre kahin; eğer kahinliğini hak etmiyorsa yediği meyve müstakbel kahinin sonu oluyormuş.
Atropa bütün riskleri göze alıp uçan kayaya gitmeyi kabul etmiş.
Yol, hatırı sayılır derecede uzun ve türlü yırtıcı hayvanlarla doluymuş. Ama Atropa, geceden önce uçan kayaya varmayı başarabilmiş.
Gelin görün ki, Atropa bu havada asılı duran kayanın yanına vardığında ne görsün; beklediğinin aksine kayanın altında meyvelerle dolu bir bitki yerine daha yeni filizlenmekte olan körpecik bir başka bitki varmış.
Ama Atropa kararlı olduğu kadar inatçı da bir kızmış ve her ne olursa olsun, bu bitki burada büyüyüp de meyve verene kadar onu bekleyecekmiş.
Ve öyle de yapmış. Fakat gizemli bitki ne kadar büyüsede meyve vermiyormuş. Sadece yeşil ve geniş yapraklar varmış ama meyve falan yokmuş ortada.
Ormandaki ruhlar o bilge ağaçların gölgesinde hep Atropa'yı izliyorlarmış.
Aradan çok uzun zaman geçmiş.
Bir gün Atropa, havada asılı duran kayanın dibinde uykuya daldığında rüyasında artık insanların birbiri ile savaşmadığı, didişmediği ve de birbirlerinin canlarını yakmadığı başka bir dünya görmüş.
Ve anlamış ki yazgısı kahinlik değil, en büyük öngörüsü ise bu...
Çok sevgili Atropa Belladona o rüyadan hiç uyanmamış. Gördüğü bu kehanet ise, onunkine paralel bambaşka bir dünyada gerçek olmuş.
Atropa'yı uzun zamandır gözleyen ormanın ruhları ise bu genç kızın bitkiye olan inancını takdir edip, onu bitkinin meyvesi yapmışlar.
Günümüzde hala Atropa'nın gözlerinin o gizemli güzelliğini düşleyen kadınlar, Güzelavratotu olarak da bilinen bu bitkiden yapılma bir karışımı gözlerine damlatırlar. Ve başka bir efsaneye göre de; pek çok insan, kahinliğe soyunup dünyaya Atropa'nın gözlerinden bakmak dileğiyle bu bitkinin meyvesinden yiyip, bilge ağaçların gölgesinde yaşayan ruhlar tarafınca hiç bitmeyen kabuslar görmek üzere lanetlenmişlerdir.
1 yorum:
Seçim yapmak..Tercihli yaşamak.
Öykünü severek okudum, Atropanın rüyasında var olup, hiç uyanmadan mutlu, huzurlu yaşamak dileğiyle.
Yorum Gönder